|
Makaleler YÜCE AMAÇ
Ülkemiz insanları çok yönlü saldırı altındalar. Belki de tarihimiz boyunca bu denli şiddetli ve her yönden saldırıya uğramamıştık. Yaşamdan çok fazla bir şey beklemeyen saf, temiz, kötülüğe karşı bağışıklığı olmayan, inandığı dini dışında bir savunma aracı geliştirmesine izin verilmemiş bir halka, bu kadarı çok fazla. Muhafazakarlar kendi iktidarlarının devamını, bu insanların bu dünyayı geçmişin değerleri ile algılamasında görürken, sözde çağdaş düşüncenin savunucuları da, bu insanların tüm değerlerini, alışkanlıklarını kayıtsız şartsız bir yana bırakıp, geleceğin değerleri ile yaşamasını istiyorlar. Her kesimin elinde bir 'yüce amaç' reçetesi var ve bu reçetenin kullanılmasını istiyorlar ama kimsenin bu insanlara 'siz ne istiyorsunuz?' diye sormak akıllarına dahi gelmiyor. Kendi reçeteleri kabul görmeyince de, 'bu halk adam olmaz, ne yaşıyorlarsa müstehak bunlara' diye suçluyorlar. Oysa bu insanların yüce amaç peşinde koşmak, dünyayı kurtarmak filan gibi beklentileri yok. Evde tencere kaynasın, herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaştığında doktor ve ilaç sıkıntısı yaşamasın, eğitim olanaklarından eşit olarak yararlanabilsin, biraz dişini sıkarsa araba sahibi olabileceğini bilsin, ibadetini rahatça yapabilsin, yeter. Bunlar çok şey mi? Hayır, hiç de çok şey değil!... Tam aksine sıradan bir insanın en az sahip olması gereken şeylerdir bunlar. Eğer bir siyasal proje bunları kapsamıyor ya da 'yüce amaç' uğruna bu saydıklarımızı geri plana itiyorsa, eksiktir, yanlıştır ve kabul görme şansı hiç yoktur bence. Ulusal bilinci tam, sınıf bilinci gelişmiş, kültürel ihtiyaçları karşılanabilen ama geleceği belirsiz, kazancı çok düşük, açlık sınırının altında kıt kanaat geçinen biri olarak mı, yoksa emeğinin karşılığını alabilen, gelecek korkusu yaşamayan, gerektiğinde çocuklarını okutabileceğini bildiği ama kültürel ihtiyaçları karşılanamayan biri olarak mı yaşamak istersin diye sorulsa, ne cevap verirler sizce? Ekmek peşinde yurt dışına gitmek zorunda kalanlar, bu sorunun en açık cevabıdır.. Yıllardır, yoz kültürlerin bombardımanından, bunun toplumumuza vereceği zarardan ve buna karşı neler yapılabileceğinden söz ediyoruz. Çağın en etkili iletişim aracından; televizyondan pompalanan yoz kültürlere karşı daha örgütlü bir mücadele gerekmektedir. Birkaç iyi örnek dışında, film, müzik edebiyat ürünlerinin işlediği konular ise, yaşanan gerçekliği inkar eder nitelikte. Bir 'bireysel özgür aşk'tır gidiyor. Doyuramadık bu insanları bireysel aşka. • Cezaevlerinde uygulanan çağdışı tecrit uygulaması nedeniyle insanlar ölüyor, Behiç Aşçı adlı bir avukat konuya dikkat çekebilmek için 130 güne yakın bir süredir açlık grevinde, ama neredeyse bir avuç insan dışında kimsenin umurunda değil. Siyasal projelerimiz farklı bile olsa, cezaevlerindeki insanların yaşam koşullarından herkes sorumludur. 'Bana ne kardeşim, yapmasaydı, suç istemeseydi' diye düşünmek doğru değildir. Bu konuda da daha duyarlı olmak gerektiğini düşünüyorum. Bence en 'yüce amaç', toplumumuz bu denli saldırı altında iken, gerekli duyarlılığı gösterebilmektir. |